MEVLEVİ TARİKATI

sema

Mevlana’nın yedi öğüdü

Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol

Şefkat ve merhamette güneş gibi ol

Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol

Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol

Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol

Hoşgörürlükte deniz gibi ol

Ya olduğun gibi görün ya da göründüğüm gibi ol

  

MEVLEVİLİK

Mevlana’nın hayatı boyunca tarikatlara özgü birtakım kurallara uymadığı, kendisine bağlananlar için özel kurallar koymadığı bilinmektedir. Sözgelimi kendisine bağlananlar için ne bir giriş töreni düzenler, ne de belli bir zikir öngörürdü. Diğer tarikatlar gibi özel giysilerle ayrılma yoluna da gitmemişti. Bilinen başlıca uygulaması müridliğe kabul edilenlerin saç, sakal, bıyık ve kaşlarından birkaç kıl kesmek, kendisine halifelik verilenlere de bugün hırka denilen geniş kollu, yakasız, önü açık bir giysi olan fereci giydirmek, halkı aydınlatma görevini simgelemek üzere bir çerağ vermekti. Mevlevilik’in başlıca kurallarından birisi olan semayı da yalnızca aşk ve cezbe için yardımcı bir öğe sayardı. Ancak oğlu Sultan Veled, halifeliği döneminde Mevlana’nın düşüncelerini temel olarak Mevleviliği kendine özgü kuralları, törenleri olan bir tarikat durumuna getirdi.

Mevleviliğe göre tasavvufi eğitimin amacı insanın kendine gelmesini, kendini bulmasını sağlamaktır. Gerçeğe ulaşmak için insan tabiatına aykırı yöntemlere başvurulmamalıdır. Zikir ve çile gerçeğe ulaşmanın temel yöntemi değildir. Zikir ancak düşünceyi harekete geçirdiği ölçüde yararlıdır. Gerçeğe ulaşmanın asıl yolu aşk ve cezbedir. Bunun için de isimlerden ve kelimelerden geçip Allah’ı bulmak Allah dışındaki varlıklardan (masiva) arınmak gerekir. Bütün varlığı kuşatan Allah’ın varlığı tek gerçektir. Varmış gibi görülen varlıklar gerçekte yoktur; varolan, bu varlıklar aracılığı ile kendini gösteren Allah’tır. Evren her an yeniden yaratılmaktadır. Zıdlar alemi olan bu dünyada herşey izafidir. Allah’ı gerçek anlamda tanımayan insanlar dünyanın, altın ve gümüşün kulu, kölesi olurlar. Bu kölelikten kurtulmanın tek yolu da Allah aşkıdır.

Mevleviliğe göre mürid kendini mürşidinde yok etmeli, kendine baktığında mürşidini görmelidir. Mürşidinin tüm isteklerini tereddüt etmeden kabul etmeli, ona itaatı Allah’a ve Peygamber (s.a.s)’e itaat, muhalefeti de Allah ve Peygamber (s.a.s)’e muhalefet bilmelidir. Kendisini şeyhinden uzaklaştıracak hiçbir sözü dinlememeli, onun iyiliğin mutlak temsilcisi olduğuna inanmalı, hakkında kötü düşünmemeli, yanında çok konuşmamalıdır. Nefsini zayıflatmaya, riyazet ve mücahede ile öldürmeye çalışmalıdır. Kötülüğü buyuran nefsi (nefs-i emmare) ancak mürşid öldürebilir. Bu nedenle mürid mürşidinin irşadına sıkı biçimde sarılmalıdır.

Mevlevilikte başlıca tarikat ayini, âyin-i şerif de denilen semadır. Belli kurallar içinde ve müzik eşliğinde yapılan semadan başka zikir telkini, tac ve hırka giyme, halvet, tarikata giriş, halifelik verme de belli kurallara bağlanmıştır. Sözgelimi zikir telkininde şeyh müridi önüne oturtarak elini tutar, bütün günahlardan sakınacağına, iyilik ve takva üzere bulunacağına dair söz alır, kelime-i tevhidi üç kez telkin eder, sonra da onun için dua eder. Duanın arkasından şeyh, dünya ile ilgisini kestiğini simgelemek üzere müridin saçından birkaç kıl keser. Halvet, diğer tarikatlarda olduğu gibi kırk gün süren bir ibadet, riyazet biçiminde değil, tekkede hizmet biçiminde uygulanır. Binbir gün süren bu halveti (çile) tamamlayan kişiye derviş adı verilir.

Tac ve hırka giydirme de küçük bir törenle yapılır. Tac giyecek mürid başını açarak şeyhin önüne oturur, başını şeyhin dizine koyar. Mevlevi silsilesini okuyan şeyh Allah’tan müridi fakirlik yolunda (tasavvuf) başarılı kılmasını, başına manevi bir tac ihsan etmesini dileyerek tacı giydirir. Fatiha sûresini okuyarak dua eder. Hırka ise ayakta giydirilir. Yine mevlevi şeyhleri silsilesi ve Fatiha okunur, dua edilir. Duanın arkasından hırkası giydirilen mürid şeyhin ve orada bulunan büyüklerin ellerini öper.

Halvetten çıkmış, eğitimini tamamlamış ve gerekli olgunluğa ulaşmış dervişlere verilen üç tür halifelik vardır. Bunlar suret-i hilafet, mana-yı hilafet ve hakikat-ı hilafet olarak anılır. Suret-i hilafet, bir dervişe bir tekkenin yönetimini yürütmesi amacıyla verilen halifeliktir. Bu tür halifeler irşad yetkisine sahip değildir. Mana-yı hilafet, seyr-ü süluk denilen tasavvufi yolculuğun makam ve mertebelerini iyi bilen, Allah’ı tam anlamıyla tanıyan dervişe halkı irşad etmesi amacıyla verilen halifeliktir. Hakikat-ı hilafet de doğrudan irşad ve şeyhlik yetkisiyle verilen halifeliktir. Şeyhlik makamı boş olan tekkelere atanacak şeyhler bu halifeler arasından seçilir.

Mevleviliğe mensup kişiler seyrü sülukteki durumlarına göre çeşitli derecelere ayrılır. İlk dereceyi mevlevilerin büyük çoğunluğunu temsil eden muhibler oluşturur. Seven kişi demek olan muhib, mevlevi kurallarına göre sikke tekbirletip tarikata giren, ancak dervişliğe ikrar vermeyen müriddir. İkinci derecede dede de denilen dervişler yeralır. Derviş ikrar verip tekke mutfağında (matbah) üç gün saka postunda oturan, kararından dönmezse arakiye ve hizmet tennuresi giyinip çeşitli hizmetlerle binbir gün halvet (çile) çıkaran, onsekiz gün süren hücre çilesini de tamamlayan mevleviye verilen addır. Şeyhler üçüncü dereceyi oluşturur. Şeyh, bir tekkeyi yönetmek, muhib ve dervişlerin yetiştirme yetkisine sahip olan mevlevidir. Mevlevilikte son dereceyi halifeler meydana getirir. Halifeler, başkasına halifelik verme yetkisine sahip şeyhlerdir.

Sultan Veled’ten sonra bütün Mevleviliği temsil eden Konya’daki merkez tekke şeyhliğinin babadan oğula ya da ailenin büyüğüne geçmesi gelenekleşti. Bu geleneğe bağlı olarak şeyhlik makamına oturan kişiye Çelebi adı verildi ve zamanla merkez tekke şeyhliği Çelebilik makamı olarak anılmaya başladı. Çelebiler, başlangıçta, şeyhlik makamında oturan kişi tarafından önceden belirlenirdi. Sonraları çelebiler dedelerin onayıyla atanmaya başladı. Daha sonra da, adaylar arasındaki çekişmeler nedeniyle çelebiler padişah iradesiyle atanır oldular.

 Mevlana Hazretlerinin kabri şerifi 

Tarikat-ı Mevleviyye-i Âliyye Ricâli Silsilesi

 

1- Hazret-i Mahbûb-u Rabbü’l Âlemin, Hatemü’n-Nebiyyîn, Seyyidü’l-Evvelin ve’l-Âhırin, Sırrü’l-Vücûd, Sahibü’l-Makamü’l-Mahmûd, Efdalü’l-Halâik, Müfîdü’ş-Şerâi ve’t-Tarâik, Seyyidina ve Şefiina Muhammed Mustafa Rasulullah sallallahu teâla aleyhi ve alâ âlihi ve sahibihi ve selim
2- Hazret-i İbn-i amm’in-Nebi, Varis-ü Kâmil Ülûmu’n-Nebevi, Esedullâh el-Galib Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh
3- Hazret-i İmam-ı Seniyye Sıbtü’n-Nebi Seyyidü’ş-Şühedâ Hüseyin bin ali radıyallâhu anh.
4- Hazret-i İmam Zeynelâbidin Seyyidü’ş-Şürefâ ali bin Hüseyin radıyallâhu anhüma.
5- Hazret-i İmam-ı Fâhir Seyyidü’l-Fudalâ Muhammed Bakır bin ali radıyallâhu anhüma.
6- Hazret-i İmam-ı fâik Seyyidü’l-Urefâ Cafer-i Sadık(r.a)
7-Hazret-i İmam-ı Âlim-i âmil Musa Kâzım(r.a)
8- Hazret-i İmam-ı Safâ Ali Rıza(r.a)
9- Hazret-i Maruf-u Kerhi(k.s)
10- Hazret-i Seri Sekatî(k.s)
11- Hazret-i Cüneyd-i Bağdâdî(k.s)
12- Hazret-i Ebu ali Rudbârî(k.s)
13- Hazret-i Ebu ali Kâtib(k.s)
14- Hazret-i Ebu Osman Mağribî(k.s)
15- Hazret-i Ebu’l-Kasım Gürgânî(k.s)
16- Hazret-i Ebubekir en-Nessâc(k.s)
17- Hazret-i Ahmed Gazali(k.s)
18- Hazret-i Şeyh Ziyaüddin Ebu’n-Necib Abdülkahir Sühreverdi(k.s)
19- Hazret-i Şeyh İsmail Kasri(k.s)
20- Hazret-i Pir-i Tarîkat-ı Kübreviyye Necmeddin-i Kübrâ(k.s)
21- Hazret-i Mevlana Muhammed Behaeddin Veled(k.s)
22- Hazret-i Seyyid Burhaneddin Muhakkik Et-Tirmizi(k.s)
23- Hazret-i Mevlana Şemseddin-i Tebrizi(k.s)
24- Hazret-i Pir-i Tarîkat-ı Mevleviye Mevlana Celaleddin-i Rumi(k.s)