TASAVVUF NEDiR?

 

Nedür dinse tasavvuf di tezellül

Huşu’ meskenet sabr u tahammül

Tasavvuf külli geçmekdür özinden

Dahi incinmemekdür il sözinden

Tasavvuf Hakk yolundan çıkmamakdur

Tasavvuf kimse gönlin yıkmamakdur

Tasavvuf halk uli hulk-ı Hasen’dür

Bu söz ehl-i Hüseyn ile Hasen’dür

Tasavvuf az uyuyup az yimekdür

Hak’un esmasını çoh çoh dimekdür

 

TASAVVUF

Tasavvufa girenler, tarikata girenler; Hakk’ın rızasını kazanırlar ve huzura kavuşurlar. Buna inanmayanlar ise istikametten saparlar ve gayeye ulaşamazlar. Boşlukta kalırlar, tabiri caiz ise “iki cami arasında beynamaz” a dönerler.

Tasavvuf, İslam esasları yolu ile insanın kendini bilmesi, bulması; dolayısıyla Rabbi’ne erişmesidir. Diğer bir tabir ile tasavvuf, İslam’ı manasıyla ve maddesiyle bizzat yaşamaktır. “Kal” halinde değil, “Lisan” da değil; Allah’ın ve Resulullah’ın bize öğretmiş olduklarını “hal” haline getirmektir. Yani hakkı ve hakikati bilmek, bulmak ve olmaktır. Tasavvuf bunun için vardır başka var oluş gayesi de yoktur. Etrafına cemaatler toplasın, siyasetler etsin vb. niyetleri yoktur tasavvufau. Tasavvuf, kulları Allah’a ulaştırma, Kamil ve mükemmel etme yoludur.

Sevgili Peygamberimizden başlayarak ayet ve hadislerin işaretine uymak sureti ile takva ve vera derecesinde bu işi sıkı tutanlar; Hakk’a giden yolu çizmişler ve ona doğru yürüyerek yol almanın usulünü göstermişlerdir. Yani vuslata, usul ve imkan sağlamışlardır. Taklidi, “tahkik”e çevirmişler; yani taklidi imandan tahkiki imana geçmilerdir. Bunun yanında taklidi amelden tahkiki amele geçerek; gururdan, kibirden, riyadan, hasetten ve cümle kötü hallerden kurtulmuşlardır. Tasavvuf, bu hastalıkları iyileştirmek için vardır. Kısaca özetleyecek olursak; bu yola giiş yani tarikata sülul ediş “Kesbi kemal ve seyri cemal içindir.” Derler.

Usuller farklı olabilir. Bütün tarikatlarda bu usuller, fıtratlara ve meşreplere göre ayarlanmıştır. Mesela beldesine göre ele alacak olursak; her beldede o tarikatın tezahür şekli farklı olabilir. İstanbul gibi büyük bir şehirde farklı, Avrupa’da farklı olabilir. Çünkü insanların anlayış yaşayış vb. dereceleri farklıdır. Mürşid-i Kamilin irşad tarzına göre de tarikatlardaki usuller değişebilir. Çünkü, şeyhlerin de bu yolda çok önemi vardır.Öyle ki mürşidlerin göstermiş olduğu usuller ve adaplara göre tarikatlar da o şeyhlerin isimlerine göre ayrılmışlardır. Nakşi ve Kadiri kolunun ana yolu olan Şeyh Nazım Kıbrisi Hazretlerinin Türkiye’de ve Almanya’da belki 15-20 tane Nakşibendi kolu vardır. Şeyh Nazım Kıbrısi Hazretlerinin, Esat Coşan Hoca Efendi’nin, Mahmud Efendi’nin, Menzil’in, Molla Yahya El-Abbasi Hazretlerinin vb. tarikat kolları mevcuttur. Lakin asıl olarak hepsi de “Halidiyye” koludur. Cümlesinin ana hatları aynıdır. Hepimiz Şah-ı Nakşibendi Hazretlerinin kurmuş olduğu adap ve usule göre amel ederiz.

HAKKA SEYR-İ SÜLUK

Tarikatta süluk etmek demek, tasavvufta Allah’a ulaşmanın yolunu aramak manasına gelir. Eğer şeyh, müridin kalbinin mutmain olduğunu görürse, o zaman hiçbir istihareye hacet kalmadan; ona tövbeyi, usulü ve yolu telkin eder. O da bellidir zaten, gelmişsin, niyet etmişsin; tövbe edeceğim, usul öğreneceğim diyorsun ve o usule davet alıyorsun.

İşin başı, yani ilk aranan şart ise “tövbe” idir. Süluka başlarken, günahların için tövbe etmelisin. Sonra şeyh, müridine ilk ders olarak şunu söyler:

“Seyr-i Süluk yapacaksın ve namazını hiçbir zaman terk etmeyeceksin. Başladık matluba vasıl olmak için ancak kitap ve sünnete uyacaksın ve ondan ayrılmayacaksın.”

Allahü Teala ile beraber olmak şuuru belirip, nuru ilahi kalplerinde yerleşinceye kadar, şeyh onları oldukları şekilde gözetir. Müridin haline  münasip miktarda zikir verir. Müridin vazifesine, sadakatine, teveccühüne, himmet ve ihtimamına göre; gerekiyorsa zikrini arttırır. Daha sonraları da tarikatın adabını ve şeriatını anlatır, şeriatın usulünü gösterir. Müridi, bu makamlara ve sünnete mutlak surette ittiba etmeye teşvik eder. Lakin sabırlı olmak lazımdır. Çünkü asıl gaye ; kamil bir mürşidin terbiyesi altına seyr-i sülukunu yavaş yavaş yaparak; Ahlak-ı Hamideye’yi kazanmaktır. Makbul olan fazla zikir çekmek değildir. Kalbini temizlemek, günahlardan sakınmak ve iyi hal üzere ameller yapmak az dahi olsa devamlı olmak, istikamet üzere olmaktır.

Çekmiş olduğumuz zikir Allah’ın kelamı olduğu için, öyle rahmet iniyor ki; bu inen rahmetin hürmetine vücudumuzda bazı haller tecelli ediyor.Aslında vücudumuzdaki bir yerin tedavisi maksadıyla o haller geliyor. Bir rüya görür görmez “Ben oldum!” diyorsun. Hayır efendim; Ahlak-ı Hamidiye’yi elde edersen, bu makamlara ulaşırsın manasınadır bu haller.

Her şeyin bir vakti ve zamanı vardır. Onun için Şeriat-ı Muhammediye’nin ahkamına riayet edelim. Ne demek istediğimi ehli olan anlamıştır. Ehli olmayanın Allah yardımcısı olsun; Allahü Teala onu da hak ve hakikata ulaştırsın. Mürşid hepimizi ikaz edecektir., bir görevi de budur. Onda kitap ve sünnete muhalif bir hal, bir keşif ve bir hareket olursa; o zaman itibar edilmez. Basar ve basiret sahipleri bunlara itibar etmezler ve mizana koymazlar.

İmam-ı Rabbani Hazretleri “Mektubat”ında şöyle buyuruyor:

“Müritler zikri telkin edin. Tarikatın adabını öğretin ve haramlardan kaçmalarını muhakkak surette emredin. Eğer bunlara uyarlarsa, göreceksiniz ki, onlarda çok haller tecelli edecektir. Hemen bu hallerin tecelli etmesi,  onların bir şeye vasıl olduklarının alameti değildir. Gayret ve sebat ederlerse, bu ve bunun benzeri haller ile Mevla’nın dünya ve ahrette ikramlar edeceğinin alametidir.”

kaynak :Fethu’r Ruh- Şeyh Ahmed Yasin el-Buhari el Bursevi el Hakkani -Tekamül yayınları